Ortaya çıkardığı siyasal, sosyal, kültürel ve stratejik sonuçları itibariyle dünya tarihinin dönüm noktalarından biri olan İstanbul’un fethinin 559. yıldönümüne ulaşmış bulunuyoruz.

Fetih, Ertuğrul Gazi ile yüzyıllar öncesinden başlayan jeopolitik atılımın ve stratejik büyüme ülküsünün zirveye yükseldiği, gelecek asırların önünün açıldığı çok önemli bir hamlenin adı olmuştur.

İstanbul’un fethi ile Türklerin Orta Asya’dan başlayan yurt edinme sevdası ve istikameti Avrupa içlerine doğru yönelmiş ve imparatorluğun genişleme ve hükümdarlık ufku genişlemiştir.

İstanbul’un Türkler tarafından sahiplenilmesi aynı zamanda, Büyük Türk Hakanı ikinci Mehmet’i “Fatih” yapan köklü bir milli şuurun taşındığı veraset ve vesayetin de ifadesidir.

Fetih, cihan tarihi içinde derin sarsıntı ve değişmeleri de tetiklemiş sonraki asırlarda bile yankıları süren ve küresel dengeleri değiştiren muazzam bir kudret olarak tarihteki şerefli yerini almıştır.

Fetihle beraber büyük Türk milleti, barış, huzur ve hakkaniyet arayan insanlık için adaletin ve huzurun simgesi haline gelmiş, büyük coğrafyaları ve beşeriyeti, barış ve huzur içinde yönetme kabiliyeti gerçek anlamıyla ortaya çıkmıştır.

İstanbul’un fethi ile belirginleşen bu hasletler sonraki yıllarda “Osmanlı Barışı” adı ile tanımlanacak olan hakkaniyet ve insaniyete saygı esasına dayanan birlikte yaşama projesi olarak gerçekleşme imkânı bulacak, milletimizi “Osmanlı Sarığını Kardinal Külahına” tercihe yöneltecek kadar güçlü bir cazibenin merkezi haline gelecektir.

Fetihle birlikte değişik dinlere ve mensubiyete sahip unsurlar, hiçbir dönemde karşılaşmadıkları kadar şefkatli, bağışlayıcı ve adil bir yönetimle karşılaşmışlar ve Türk medeniyetinin özünü tanımışlardır.

Birlikte yaşama hakkımızın sarsıntı geçirdiği, bir arada olma isteğimizin sekteye uğradığı günümüzde 559 yıl önce ortaya konulan yüksek iradeye, hoşgörü anlayışına her zamankinden daha fazla ihtiyacımız olduğu bir gerçektir.

Bu tarih, intikam duygularının nefretle karışarak Türk ve İslam medeniyetine yüzyıllar sürecek bir husumetin ve önyargının da başladığı dönemin adı olmuştur.

Nitekim, Anadolu’dan Türklüğü atmak üzere Mondros ile yola çıkan kuvvetler, 1918’de işgal ettikleri İstanbul’umuzu, 1923’de terk ettiklerinde yarım kalmış emellerini vicdanlarında hep saklı tutmuşlardır.

Ceddimizin eserleriyle övünürken, aklımızdan çıkarmamamız gereken, dikkatli ve temkinli olmamızı gerektiren bu gelişmelerin de şuurunda bulunmamız varlığımızın devamı için hayati önem taşımaktadır.

Anadolu’nun fethinden başlayarak, İstanbul’un fethine ulaşan; bayraklaşan vatan sevgisini burçlara diken Ulubatlı Hasan’ları, Akşemseddinleri ve Fatihleri yetiştiren büyük Türk milleti ile iftihar ediyoruz.

Bu muhteşem kenti bir Türk toprağı haline getirerek, tarihe damgasını vurmuş olan Fatih Sultan Mehmet’e, fetihte yer alan ecdadımıza ve bütün şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyoruz.

Ruhları şad, mekânları Cennet olsun.

 Eczane Teknisyenleri ve Teknikerleri Sosyal ve Kültürel Gelişim Derneği

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir