Sivil toplum kuruluşu, resmi kurumlar dışında ve bunlardan bağımsız olarak çalışan, sosyal, kültürel, hukuki ve çevresel amaçları doğrultusunda lobi çalışmaları, ikna ve eylemlerle çalışan, üyelerini ve çalışanlarını gönüllülük usulüyle alan, kâr amacı gütmeyen ve gelirlerini bağışlar ve/veya üyelik ödemeleri ile sağlayan kuruluşlardır. Sivil toplum örgütleri oda, sendika, vakıf ve dernek adı altında faaliyet gösterir.

Türk Dil Kurumu’ nun tanımına göre; kar amacı gütmeyen ve gönüllülük esasına göre üye ve çalışanlardan oluşan bu kuruluşlar; toplumsal hayatta yer almaktadır.

Acaba bu Sivil Toplum Kuruluşlarının üyeleri işi gücü olmayan, zamanı çok olan insanlar mıdır? Çünkü bazı insanlar, sivil toplum kuruluşlarının faaliyet ve çalışmalarına işlerinin yoğunluğu nedeniyle katılmamakta ve bu tür etkinliklerden uzak durmaktadırlar. Gerçekten sadece boş vakitleri çok olan kişiler mi sivil toplum kuruluşlarında çalışmalıdır, yoksa tüm insanlar, yaşadıkları ve hayatlarını idame ettirdikleri için sektöre, topluma ve halka bir fayda sağlayabilmek amacıyla bu tür kuruluşlarda görev almalı mıdır?

İlk sivil toplum örgütünün tanımı ile ilgili araştırmalar yaptığınızda karşımıza şu hikâye çıkıyor; 1370`lerin sonunda İngiltere`de bir köylü isyanı çıkıyor. Bu isyanın liderlerinden bir tanesi olan John Ball, 1381 yılında bu isyanın sonunda şöyle bir cümle sarf ediyor:

Bu cümle, Londra`da Blackheat semtinde bulunan bir kilisenin duvarında asılı: “Dostluk, arkadaşlık yaşamdır. Dostluğun ve arkadaşlığın olmadığı yer ise ölümdür. Cehennemde dostluk, arkadaşlık yoktur, insanlar tek tek var olurlar.”

John Ball bunları söylerken, sivil toplumun ilk tanımını yapıyor aslında farkında olmadan.

Tek başına hayatını yürütmekle, beraberlikle yaşamı paylaşmak, Ball’ un dediği gibi yaşamla ölüm arasındaki farktır aslında. Bu nedenle sivil toplum kuruluşları, insanların tek tek yapamadıkları şeyleri beraber yapabilmesi için bir araya gelmesini sağlayan kuruluşlardır.

Sektörümüze baktığımızda, bireysel olarak herkes bir şeyler yapmakta ama meslek ile ilgili belli sorunlar çözülememekte ve mesafe alınamamaktadır. Bizim aslında en önemli sorunumuz birlikte hareket edememek ve organize olamamaktır. Bireysel olarak, bazı kişiler bir şeyler yapmakta, bakanlık kuruluşları çalışmakta, belediyeler çalışmakta ama sorunumuz bu çalışmaları bir potada eritilmemesi nedeniyle bir türlü sonuca gidememektedir. İşte burada, bizlerin bireysel olarak çözmesi mümkün olmayan konuları, sivil toplum örgütleri aracılığı ile yönetebilmemiz mesleğimiz için en önemli ön koşuldur.

Organizasyon yeteneğini artırabilmek için yapılması gereken en önemli şey, iletişim yeteneğini artırmak ve insanların ortak doğrularda buluşmasını sağlayabilmektir.

Eğer biz birbirimizle iletişim kuramıyorsak, organize olamıyoruz demektir ve tek başına yaptığımız çalışmalar bizi ancak belli bir noktaya kadar taşıyabilir, hepimiz aynı gemide olduğumuzu unutmamalıyız, bu gemiyi ileriye doğru götürebilecek olanda biziz, okyanusta batmasına neden olacakta biz.

Birbirimizin eksik yönlerini ortaya çıkarıp suçlu aramaktansa, ekibinin her bir üyesinin güçlü yönünü geliştirmeye, zayıf yönünü ise tamamlamaya çalışmalıyız, organize olmak, takım olmakta aslında bundan öte bir şey değil….

Burada anlattıklarımız dışında düzenli organize olabilmemizin en büyük temeli olan derneğimiz, İçişleri Bakanlığı Dernekler Müdürlüğü tarafından 05/04/2012 tarihinde faaliyetleri yürütmek üzere kurulmuştur.

Derneğimizin Adı:

Eczane Teknisyenleri ve Teknikerleri Sosyal ve Kültürel Gelişim Derneği

Olarak Dernekler Masası kütüğüne kayıt edilmiştir.

Dernek Geçici Yönetim Kurulu Başkanı

Habeş ANIK

3 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir